En Kötü Duygularımızı Kabullenmenin Psikolojik Önemi

Mevlana, depresyon gibi negatif duyguları davetsiz misafirlere benzetir. Onun felsefesinde bu ziyaretçilerin hepsine güler yüzle karşılamalıyız ama biz nedense bunları gizlemeye ve bunları görmezden gelmeye çabalıyoruz. Alınganlıklarımızı, kızgınlıklarımızı gömmeye çalışıyor, yalnızlık hissimizi ise şükranla değiştirmekle uğraşıyoruz. Bizi sürekli pozitif gözükmeye iten yaşadığımız çağda negatif duygularımızı saklamak ağır bir yük halini alıyor.

Buna rağmen psikoloji bilimi bize bu negatif duyguları saklamaya çalışmanın ve varlığını reddetmenin uzun vadede zihin sağlımız için zararlı olduğunu söylüyor. Bu duyguları kabullenmeye başlamak için doğu medeniyetlerinin felsefesine veya günümüzde ortaya çıkan “kabullenme ve adanma terapisi” gibi öğretilere başvurabiliriz. Bir kişinin kötü duygularını kabullenmesinin depresyonu ve anksiyeteyi azalttığının delilleri gittikçe artmakta.

Kabullenme durumu artık akademik camiada kendinden söz ettirmeye başladı ama Toronto Üniversitesinde Psikoloji Profesörü olan Brett Ford, nasıl bir insana yardımı dokunduğu ile ilgili çalışmaların az olduğunu söylüyor. Ford’un söylediğine göre “kabullenmek, duygularımızı değiştirmeye çabalamaktan ziyade duygularımızla bağlantıda kalmayı ve ne olduklarını daha iyi anlamamızı öneriyor”. Daha sonra bu ikilem yaratan durumun psikolojimize nasıl iyi geldiğinin sorusunu soruyor.

Birkaç yıl önce Ford, doktora öğrencisi iken bir ekiple beraber kabullenme ile ilgili bir araştırma yaptı. Analizlerine göre kötü duyguları kabullenmenin asıl etkisi insanların stresli durumlarda verdikleri kararları etkiliyor oluşu. Karanlık duyguları kabullenmek daha çok kızgınlık, anksiyete gibi durumlarda bu duyguların tamamen kontrolü altına girmenizi engelliyor. Yani bu kabullenme direk olarak bir mutluluk getirmese bile mutsuzluğa batmayı engelliyor.

Kabullenmenin Üç Testi:

Ford’un bulguları üç aşamalı yaptığı testlerin bir ya da iki tanesinin sonuçlarından doğuyor. İlk olarak araştırmacılar, 1000’in üzerinde gönüllüden psikolojik sağlıkları ve duygusal alışkanlıkları ile ilgili bir anketi doldurmalarını istediler. Kötü duygularını kabullenmeyi alışkanlık edinenlerin daha sağlıklı olduğu görüldü.

Sonraki aşamada ise 156 kişiyi işe aldılar. Bu insanlardan bulundukları durumdaki stres seviyelerini ölçmek için konuşma ve yazma becerilerinin test edileceği üç dakikalık görüşmeler yapmalarını istediler. Ford’un öngörüsü bu insanlardan olumsuz duygularını kabullenenlerin bu duygular yüzünden daha az strese maruz kalacağıydı ve bu öngörüsünde haklı çıktı.

Son aşamada ise araştırmacılar 222 farklı ırk ve sosyal statüden oluşan katılımcılardan bir iki günlük sürelerdeki en stresli zamanlarını kaydetmelerini istediler. Bu katılımcılardan hangilerinin duygularını alışkanlık olarak kabul edenler olduğu belirlendi ve günlük tutma sürecinde altı ay sonra psikolojik durumları ölçüldü. Sonuçlara göre kabullenmeyi alışkanlık haline getirenler ağır veya hafif olsa da sıkıntılı durumlarda psikolojik sağlıklarını daha iyi koruyorlardı.

Mutlu Olmak İçin Aşırı Uğraştan Kaçınmak

Budist liderlerine göre kabullenmek sadece stresli, zor durumlarda pes etmek anlamına gelmiyor, özellikle bu durumu değiştirebilme gücünüz varsa. Örneğin canlılar olarak ölümü kabullenmeliyiz ama kurtulabileceğimiz dışarıdan gelen baskıları kabullenmek ve karşı çıkmamak bizim için daha kötü sonuçlar doğurabilir.

Sonuç olarak kabullenme insanın doğasından kaynaklanan ve öylece bir kenara atamayacağımız duygular ve durumlara karşı vermemiz gereken bir tepki. Ford, batı medeniyetlerinin çoğunun ve yetişkinlik çağının başındaki insanların yapay ve gerçekçi olmayan bir mutluluk kovalamacasına sokulduğunun ve bunun sağlıklı olmadığını belirtiyor. İnsanlar mutsuz olabilir ve bu mutsuzluğa karşılık olarak aşırıya kaçan bir mutluluk kovalamacasından ziyade mutsuzluğun her insanı etkileyebilen ve bazen kabullenilmesi gereken bir şey olduğunu bilmeliyiz.

Kaynak

 

Bir Yorum Yazın