Olimpiyatların Bilinmeyen Yüzü: Sanat Ödülleri

            1928 Amsterdam olimpiyatlarında Hollandalı mimar Jan Wils bu olimpiyatlar için tasarladığı stadyum sayesinde altın madalya kazandı. Kulağa garip gelse de o dönemde yüzme, atletizm gibi branşların yanı sıra mimari alanında da altın, gümüş ve bronz madalyalar dağıtılıyordu.

Şekil 1: Jan Wils’e altın madalya kazandıran stadyum.

            O sene madalya kazanan tek sanatçı Jan Wils değildi. Şehir planlamacılığından resme kadar farklı farklı branşlarda 18 ülkeden gelen binlerce eser sunuldu ve düzinelerce madalya dağıtıldı. Günümüzde birçok insan duymamış olsa bile sanat dalları 1908’den itibaren yaz olimpiyatlarının bir parçası olmuştu.

 

Pierre De Coubertin, Uluslararası Olimpik Komite’nin(IOC) kurucusu, olimpiyatların yeniden canlanması ve günümüzdeki halini almasında önemli bir yere sahip birisidir. Onun bu arzusu eski Yunan oyunlarına karşı olan tutkusundan kaynaklanmaktaydı. Bu çabalarla birlikte IOC, 1896 Atina’da ilk modern olimpiyatların gerçekleşmesini sağladı.

 

Yine de Coubertin’in hayali tamamlanmamıştı. Oyunların ilk yıllarında karmaşa yaratmaması için bazı fikirleri kendine saklamıştı. 1906’da ise IOC’ye 5 yeni dalda madalya verilmesi önerisini sundu. Bu dallar müzik, heykeltıraş, resim, mimari ve edebiyattı. İlk duyulduğunda garipsense bile bu fikir eski Yunan olimpiyatlarına çok uzak değildi. Bu eski oyunlarda müzik, şarkı söyleme ve hitabet alanında yarışmalar düzenlendiği biliniyordu.

Şekil 2: Mahonri Young’a heykeltıraş alanında altın madalya kazandıran eseri

 

Modern olimpiyatlarda sanat dallarında eser verebilmenin şartı orijinal, daha önce sergilenmemiş ve daha önce çalınmamış olması idi. İstisnalar sadece mimari alanında veriliyordu çünkü bu alanda dizaynın yanı sıra inşa edilmiş yapılar da göz önüne alınıyordu.

 

İlk olarak 1908 yılında Roma’daki olimpiyatlarda uygulanması istenen sanat yarışmaları bu olimpiyatların Londra’ya taşınması yüzünden ertelendi. Daha sonra 1912’de Stockholm, İsveç’te sanat dalları ilk kez seyirci önüne çıktı. Başlarda sadece birkaç düzine eser sergilenirken ilerleyen vakitlerde bu dallar momentum kazanmaya başladı.

 

1920’lerden başlayarak bu dallarda artışlar gerçekleştirildi. Örneğin müziğin alt kolu olarak şarkı, orkestra ve tek enstrüman, resmin alt kolu olarak da çizim ve grafik işler getirildi. 1940’larda sanat dalları iyice popülerleşti ve spor organizasyonları yanında büyük kalabalıklar çekmeye başladı.

 

Bütün bunlara rağmen IOC’nin bu sanat yarışmaları ile ilgili endişeleri vardı. Olimpik oyunlara amatörlerin katılması istenmesine rağmen sanat dalında yarışanların çoğu profesyoneldi. Bu gerekçeye de dayanarak IOC 1948 Londra olimpiyatlarından itibaren sanat yarışmalarını programdan çıkarmaya karar verdi.

Kaynak

Bir Yorum Yazın