Yalnız Mıyız?

Bu soru insanoğlu kafasını gökyüzüne çevirdiği günden beri soruluyor.

– Yalnız mıyız?
– Acaba yukarıdaki yıldızlardan da bize bakıp aynı soruyu soran insanlar veya yaşam formları var mı?

İnsanoğlu bilinç kazandığı zamandan bu yana çevresinde olup biteni anlamlandırmaya çalışmış. Güneş, ay, yıldızlar ve devinen gökyüzü ilk insanlarda bugüne üstüne konuşulmuş, kafa yorulmuş kavramlar olmuşlardır. Evreni anlamlandırma süreci ilk insanların mağara duvarlarına çizdiği resimlerle başlamış , Mezopotamya’dan , Iyon’a oradan da Antik Mısır’a kadar uzanmıştır. Rönesans ile birlikte analitik bir karakter kazanan evreni kavrama süreci yepyeni kavramların kapısını aralamıştır. Artık güneşin sıradan bir yıldız olduğu anlaşılmış ve bu gelişmelerle insanlar “yalnız mıyız?” sorusunu daha çok dile getirir olmuşlardır.

Peki gerçekten yalnız mıyız?

Ya yalnızsak?

Evrenizim çapı yaklaşık 20 milyar yıldır ve 10²² dolayında yıldız bulunur, büyüklüğü karşısında susup kaldığımız evrenimiz yalnız olsaydık, büyük bir alan israfı olmaz mıydı?

Hadi gelin bu soruya yakından bakalım.

Konuya derinlemesine girmeden önce bildiğimiz anlamda yaşam şartlarını nedir bunu iyi anlamamız gerekiyor. Drake denklemi bize bu şartları çok güzel özetlemiş. Frank Drake tarafından düzenlenen denklem gereken yaşam şartlarını parametreler halinde ifade edilmesidir .

Bakınca denklem çok korkunç gelebilir, zaten editörümüz bu kadar çok bilimsel terim kullanmamızı istemiyor 🙂

Hemen denklemi şöyle açıklayayım. Bildiğimiz anlamda yaşam için ilk önce kayalık bir gezegen gerekiyor. Böyle bir gezegenin yörüngede kalması için aşağı yukarı güneşimiz kadar büyüklükte bir yıldıza ihtiyacımız var . Evrende yaklaşık 10²² yıldız olduğunu biliyoruz bu yıldızlarında yüzde onu güneşimiz büyüklüğünde bu da yaşam için ihtimalin baya yüksek olduğunu gösterir, tabi ihtimaller bununla bitmiyor. Yaşam için bulunduğumuz gezegende su aynı anda 3 halde de bulunabilmeli yani bu da gezegenin yıldızına olan uzaklığın çok kritik olması gerektiğini gösteriyor. Buna rağmen hala yaşam ihtimali fazlasıyla güçlü. Peki bu kadar yüksek ihtimaller havuzunda neden hala komşularımızla iletişime geçemedik?

Gerçekten yalnız mıyız? Açıkçası astrofizikçiler buna pek ihtimal vermiyorlar fakat bu arayış biraz kozmik bir samanlıkta iğne aramaya benziyor.

Gelin neden bu işin bu kadar zorlu olduğuna bakalım .

-Uzaklıklar meselesi

Evrenimiz tahmin edebileceğimizden bile büyük. Bize en yakın yıldız 4.4 ışık yılı uzakta yani gönderdiğimiz mesaja alabileceğimiz en erken yanıt 9 senelik ve şu ana kadar cevap veren olmadı.

-Teknolojik uyum

Örnek olarak gelişmiş bir medeniyet, gezegenimize 16. yüzyılda kendilerini tanıtan bir radyo sinyalı gönderdi. O zaman ki teknolojimiz bu veriyi işleyebilecek düzeyin yanından bile geçecek halde değildi.

-Evrim problemi

İletişim kurduğumuz bir gezegende hayatın serpildiğini düşünelim ve bu gezegen dünyamızdan 3 kat büyük olsun. Yerçekimi ivmesinin büyüklüğünden ötürü buradaki canlılar hantal ve yere yakın olacaktır veya 3 kat küçük olsun buradaki canlılar da ince ve uzun vücut karakterinde olacağını düşünebiliriz yani medeniyet kuracak kadar gelişememiş olabilirler.

-DNA (yaşamın kod kaynağı)

Yazıda sürekli bildiğimiz anlamda yaşam koşullarından bahsettik. Bunların en başında herhalde yaşamımıza dair bütün bilgiyi depolayan DNA gelir.

Yaşama DNA’da depolanan bilgi kaynaklık eder. Peki iletişime geçmeye çalıştığımız medeniyet çok farklı bir başlangıca sahipse yani algı seviyelerimiz çok farklı olabilir.

-Fermi paradoksu

Enrico Fermi tarafından Cern’de bir öğlen yemeği sırasında atılmıştır. Fermi: Evrende yaşama bu kadar kesin gözüyle bakıyorsak neden hala bu yüksek medeniyetlere ait bir iz gözlemleyemedik. Fermi’nin bu kafa karıştırıcı sorusuna çeşitli cevaplar getirilsede hala cevap muallaktır.

-Meteor ve Doğal afet riski

İnsanoğlu dünya üstünde yürümeye başladığından beri birçok afet atlatmıştır ve çoğuda dünyadaki nüfusu aşırı düşürmüştür , aradığımız komşularımız bizim kadar şanslı olmayabilir.

Sonuç olarak çok büyük bir evrende yaşıyoruz şimdiye kadar kimseyi görmediysek veya duyamadıysak bile bu serüvene devam etmeye değer.

 

Abdullah Tekin

Bir Yorum Yazın